TR
EN

Site İçi Arama
Detaylı Arama
TFF » Haberler » Hakemler » Hakemler Detay Sayfası
Serkan Ok: İşinde patron, sahada yardımcı 30.06.2009
Serkan Ok: İşinde patron, sahada yardımcı

Futbol sahalarında FIFA kokartıyla hakeme yardımcı olmak amacıyla bayrak sallasa da aile şirketinde babasının veliahdı konumunda. Özel Nişantaşı Işık Lisesi'ndeki eğitiminin ardından İTÜ Maden Mühendisliği'nden mezun oldu. Yüksek lisansını tamamlaması için bitirme tezi vermeyi bekliyor. Türkiye'nin en hızlı iki hakeminden biri ve "Ribery'yi geçen adam" olarak tanınıyor. Hakem camiasındaki bir başka şöhreti de "En çok yemek yiyen hakem" olarak elde etmiş. Futbol hakemi olmakla beraber kayak yapmayı, tenis, basketbol ve voleybol oynamayı seven pür sporcu bir kişilik var karşımızda.

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Hakemlerle yaptığımız röportajlardaki amacımız, sizleri kamuoyuna insani yönlerinizle tanıtmak. Dolayısıyla "Serkan Ok kimdir?" diyerek başlayalım.

1978 İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Özel Nişantaşı Işık Lisesi'nde tamamladım. Daha sonra İTÜ Maden Mühendisliği'nden mezun oldum. Ardından aynı bölümde yüksek lisansa devam ettim. Araya askerlik girince yüksek lisansı dondurdum. Bitirmek için tezimi vermem gerekiyor.

Futbolla ilginiz nasıl başladı, geçmişte futbol oynamış mıydınız?

Lisanslı futbolcu değildim. Ama arkadaşlarımla futbol oynadım tabii. Genel olarak bakıldığında ise futbolun dışındaki sporlarla daha fazla ilgiliyim. Tenis, basketbol, voleybol ve kayak bilfiil yaptığım sporlar. En zor pistlerde rahatlıkla kayabilirim.

Futbolla bu kadar ilgili değilken neden futbol hakemi oldunuz? Neden basketbol veya voleybol hakemliği değil de futbol hakemliği?

İlkokuldan itibaren futbol oynamak istemiştim. Dediğim gibi, arkadaşlar arasında da oynadım. Ama babam herhangi bir kulübün altyapısında oynamama, "Sen okumana bak" diyerek karşı çıkmıştı. Sonrasında İTÜ'de okurken seçmeli derslerimiz vardı. Lale Orta da futbol dersimizin hocasıydı. Benim futboldan anladığımı ve kuralları bildiğimi görünce, "Gel kursa katıl, hakemlik yapmasan bile kuralları daha iyi öğrenirsin" dedi. Bu vesileyle 1998'in Şubat ayında hakemlik kursuna başladım. 1998'in Mayıs ayında da ilk minik maçına çıktım.

Sonrasında devamını nasıl getirdiniz, hakemliği sürdürmenizi sağlayan motivasyon neydi?

Futbol sevgisi olabilir. Oynamak istediğiniz ama çeşitli sebeplerle oynayamadığınız bir oyunun içinde bulunmak olabilir. Zaten başlangıçta amatör olduğunuz için çok fazla mesai harcamanız da gerekmiyor.

Başladığınız günden itibaren bugünlere gelmeyi hedef olarak seçmiş miydiniz?

Elbette. Eğer hakemliğe başladığım gün "Beklentin ne?" diye sorsalardı, "Öncelikle Türkiye'de bir derbi yönetmek ve ardından devamını getirmek" derdim.

Amatör kümede düdük çalıyorum

Bütün yardımcı hakemlere aynı soruyu soruyorum, çünkü bu seçim bana çok ilginç geliyor. Neden hakemlik değil de yardımcı hakemlik?

Hakemliğe 20 yaşında başladım, 2 yıl sonra 3. Lig'de maç yönetebilir konuma geldim. 3 sene C Klasmanında kaldım ve yaşım 24 oldu. Ağabeylerimizin yanında genç kalıyor ve yardımcı olarak şans bulabiliyordum. Yardımcı hakemliğim de iyi gidiyordu. Hem iyi olduğumu bilmem hem de yardımcı hakem olarak şans bulmam ve Süper Lig'de maçlara çıkmaya başlamam beni bu yolda ilerlemeye yöneltti. Şimdi hakemliğe dönsem C Klasmanından başlamam gerekiyor. Oysa yardımcı hakem olarak Süper Lig'de 7, FIFA hakemi olarak 6. sezonumu yaşıyorum ve her şeyi bırakıp geri dönmek kolay değil. Belki geri döndüğümde hakemlikte bu noktaya gelemeyeceğim. Bu arada Süper Lig'de maçım olmadığımda amatör kümede mutlaka düdük çalarım. Bunu özellikle talep ederim.

Hangisi daha keyifli?

Atmosferi, tribünleri ve futbolcuların size yaklaşımı açısından Süper Lig daha keyifli elbette. Amatörde düdük çalmak ve karar vermek daha farklı tabii. Ama benim buradaki amacım, hakemin düdük çalarken yardımcı hakemlerden ne beklediğini anlayabilmek. Bu nedenle hakemlikle bağlantıyı koparmamak istiyorum. Ben amatör kümede yardımcılarımdan ne istiyorsam, Süper Lig'deki hakemim de benden aynı şeyi bekleyecek. Bu işi hem bir tür empati kurmak hem de düdük çalma arzumu tatmin etmek için yapıyorum.

Beğendiğiniz yardımcı hakemler var mı?

İl hakemi olduğum dönemde Süper Lig'de istatisyen hakem olarak görev yapmıştım. Maçtan önce hakemlerle tanışır, maç sırasında da elimizdeki forma göre istatistik tutardık. Orada yardımcılardan Baki Tuncay Akkın ve Gürhan Güneykaya'yı birçok kez canlı olarak izleme fırsatı buldum. İkisi de kafamda iyi yardımcı hakemler olarak yer etmişlerdi.

Bu soruyu sorarken aslında gelmek istediğim nokta, bir yardımcı hakemi örnek alırken hangi özelliklerin ön plana çıktığı. Mesela sözünü ettiğiniz bu iki yardımcı hakemi diğerlerinden ayıran özellikleri nelerdi?

O zamanlarda Baki Tuncay Akkın ve Gürhan Güneykaya genç neslin temsilcileriydi. Biz de genç olduğumuz için, yeni bir dönem açmayı başaran bu iki hakemin izinden gitmeye özeniyorduk. Tabii karalarındaki doğruluk oranı, koşu stilleri, işaretlerinin göze hoş gelmesi de önemli özelliklerdi.

Ribery'yi geçtim

Aday hakem olduğunuz dönemde birlikte yola çıktığınız birçok insan piyasadan çekilirken, siz FIFA kokartı takıyorsunuz. Sizi diğerlerinden ayıran ve bu noktaya gelmenizi sağlayan özellikleriniz nelerdi? İyi bir yardımcı hakem olabilmek için neler yaptınız?

Öncelikle antrenman… Yardımcı hakemlikte en önemli kriterlerden birisi çabukluk ve sürattir. Benim kısa mesafelerim çok iyi. Türkiye'de en iyi koşan iki hakemden biri benim. "İstanbul'da en iyi koşan hakem kim?" diye sorsanız "Serkan" derler. Ok gibi fırlarım yani. Sahada sondan ikinci oyuncuyla aynı hizada olmanız lâzım. Hakem iyi yer alarak pozisyonu ayırt edebilir ama yardımcılar için en hızlı oyuncuyu bile aynı hizadan takip etmek gibi bir zorunluluk var. Mesela Ribery çok hızlı bir oyuncu ama ben onu da geçtim.

Nasıl yani?

Fenerbahçe-Galatasaray maçıydı, pozisyon icabı Ribery ile birlikte koştuk ve beni geçemedi. Zaten beni izleyen arkadaşlar da hep "Topu geçme" diye uyarır. En önemli özelliğim süratli olmam.

İyi bir yardımcı hakemi diğerlerinden ayıran en önemli özelliğin tacı, korneri belirlemek değil, kritik bir pozisyonda hakeme yardım etmek olduğu söylenir. Sizin kariyerinizde maçın gidişatını belirleyen bu tip kritik pozisyonlar var mı?

Benim hatırladığım ofsaytlarla ilgili çok kritik kararlar var ve genellikle de hepsi olumlu. En kritiklerinden biri 3 sezon önce İnönü Stadı'ndaki Beşiktaş-Fenerbahçe maçında Kezman'ın bir pozisyonunu tam çizgide oynatmamdı. Bu sezon ilk yarıdaki Fenerbahçe-Galatasaray maçında Lincoln'ün attığı ilk golde kritik bir devam kararı vermiştim. Akabinde ikinci yarıda Lugano'nun kaleciden dönen topa yaptığı vuruşun ofsayt olmadığını belirlemiştim. Genellikle verdiğim iyi kararlar ofsayt pozisyonlarında ortaya çıkıyor.

Hem topu hem oyuncuyu görmek gerek

Buradaki başarınızı neye bağlıyorsunuz? Çünkü özellikle uzak mesafeden atılan paslarda ofsaydı tespit etmek yardımcı hakemler için oldukça zorlayıcıdır.

Bu, zamanla kazanılan bir özellik. Tecrübe dediğiniz şey de budur. Başlangıçta topa bakarsınız, sonra kafanızı çevirip oyuncuya bakarsız. O zaman pozisyonu kaçırırsınız. İkisinin ortasını bulmanız gerekir. Yani bir gözünüz topun çıktığı noktayı, diğeri ise oyuncunun çıkış anını yakalamalı. Bir süre sonra tecrübe kazanarak bu anı yakalamayı başarıyorsunuz.

Eğitimli olmanın hakemliğe getirdiği bir avantaj var mıdır?

Kesinlikle vardır. Mesela 90 dakika maçtan kopmamak bir disiplindir bence. Sahada sağlayacağınız konsantrasyon, nerede ara vereceğiniz ve sonra yeniden o konsantrasyona nasıl ulaşacağınız okul eğitiminizle ilgili bir şeydir.

Turkcell Süper Lig'de ilk çıktığınız maçı hatırlıyor musunuz?

2002-2003 sezonunda Kocaelispor-Göztepe maçıydı. Sayın Muhittin Boşat'la birlikte çıkmıştım. Süper Lig'e yeni yükselmiştim ve 8. haftada tebligat gelmişti. İlk maçım olmasına rağmen son derece olumluydu. Belki şansım da vardı ve beni zorlayacak pozisyon olmamıştı. Gözlemcimden de iyi bir not almıştım.

Sonrasında maç alabilmek için 8 hafta daha beklediniz mi?

İlk yarıyı 2 maçla tamamladıktan sonra ikinci yarıda 6 maça daha çıktım. Bu maçların 3 tanesi son 3 haftada ve art ardaydı. Zaten son üç maç, sezonu etkilemeyecek nitelikte, benim pişmemi sağlayacak müsabakalardı.

Ertesi sezon maç sayınızda bir yükseliş gözleniyor.

En büyük şansım, ilk maçıma Muhittin Hoca ile çıkmamdı. Ondan sonra ikinci yarıda Muhittin Hoca ve Bahattin Duran'la bir A Kategorisi maçına çıktım. Bu maç iyi geçince aynı üçlü, art arda müsabakalar yönetmeye başladık. Muhittin Hocanın son maçına kadar böyle geldik ve o son maçta büyük bir şanssızlık yaşadık.

Nasıl bir şanssızlıktı?

Trabzonspor-Gençlerbirliği maçıydı. 90+3'teki Trabzonspor atağında top çizgiyi geçti ama kaleci pozisyonu kapattığı için topu göremedim. O top dönüp Trabzonspor kalesine gol oldu ve Gençlerbirliği maçı 3-1 kazandı. Muhittin Hoca için giderayak gerçekten bir şanssızlık olmuştu.

Yardımcı, nerede devreye gireceğini bilmeli

Bazen yardımcı hemen önünde cereyan eden bir pozisyonla ilgili olarak çok emin bir şekilde hakemi uyarıyor ama hakem onu dinlemek yerine tam tersi bir karar verebiliyor. Yardımcı hakemin o anda ne düşündüğünü merak ediyorum.

Hakemin görmediğine emin olduğum, onun da yardıma ihtiyacı olduğuna inandığım anlarda devreye girdiğim için başıma böyle bir olay gelmedi. Bence yardımcının en büyük özelliği budur. Hakemin ne zaman yardım istediğini anlaması gerekir. Aksi takdirde ben bayrağımla işaret ederek onun konsantrasyonunu bozabilirim.

FIFA kokartı için yabancı dil önemli. Siz de Işık Lisesi mezunu olduğunuza göre iyi derecede İngilizce biliyor olmalısınız.

İlkokuldan sonra 1 yıl hazırlık okudum. Ortaokul ve lise döneminde ise bütün dersleri İngilizce gördüm. Bunun yanında ileri düzeyde İngilizce dersleri devam ediyordu. Romeo ve Jüliet'e kadar İngiliz edebiyatı üzerinde eğitim gördüm.

Türkiye'de bir maçı yönetirken hissettiklerinizle Avrupa'daki bir maçı yönetirken hissettiklerinizi kıyaslar mısınız?

Aslında Akdeniz ülkelerindeki yapı bizdeki atmosfere benziyor. Ama oyuncuların hakeme karşı davranışlarında belirli bir standart var. Çünkü hata yaptıklarında ceza alacaklarını biliyorlar. Yurt dışında yönettiğiniz bir maçın ardından o ülkeden ayrıldığınız için, o maçlara da daha rahat çıkıyorsunuz.

800 senedir yardımcı hakemlik yapıyorum!

Medyanın hakemler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıkçası ben medyada yazılan hiçbir şeyden etkilenmiyorum. Mesela gazeteler "asrın maçı" gibi benzetmeler yaparlar. Ben maçtan önce de sonra da spor programlarını izlerim ve bunlardan etkilenmem. Belki benim yapımdan kaynaklanan bir etkilenmeme durumu var. Dolayısıyla o programlardan alacağım olumlu bir şey varsa onu almaya çalışırım. Üstelik ben her sene en az iki tane "asrın maçı" yönetiyorum. Yani bu hesapla 800 senedir yardımcı hakemlik yapıyorum.

Yardımcı hakemler tribünlere çok yakın bir yerde görev yapıyor. O atmosfer sizi etkilemiyor mu?

Amatör kümedeyken güvenlik tedbirlerinin daha az olduğu ortamlarda maç yönetiyorsunuz ve yavaş yavaş kendinizi o atmosferden soyutlamayı öğreniyorsunuz. Bu, yılların getirdiği bir tecrübe.

Aile şirketinde yöneticiyim

Biraz da işinizden bahsedelim.

Şu anda kendi aile şirketimizde çalışıyorum. Babamın kurduğu, 50 seneye yaklaşmakta olan bir tekstil firmamız var. Yün, tiftik hammadde alım satımı yapıyoruz. Ayrıca iplik imalatımız var. Türkiye'de yeterince tiftik üretimi yapılamadığı için Afrika'dan, Arjantin'den ithal ediyor ve yurtiçinde pazarlıyoruz.

Sizin şirketteki konumunuz ne?

Şirket ortağı ve babamdan sonra işi devralacak kişiyim. Şu anda babam işi bana öğretiyor ve onun olmadığı dönemlerde de şirketi ben yönetiyorum.

İşyerinizde mutlaka futbol da konuşuluyordur ama tabii çalışanların patrona "Sen nasıl maç yönetiyorsun?" gibi bir serzenişte bulunması söz konusu değil herhalde.

(Gülüyor) Çevremdeki insanlarla futbol konuşuyoruz elbette. Genellikle olumlu yorumlar alıyorum. Hata yapsam da beni tanıdıkları için kasıtlı olmayacağını bilirler. Tanıdıklar arasında birçok insanın hakemlere bakış açısı da bu sayede değişiyor. Saha içinde ortada koşan bir adamsınız ama dışarıda ikili ilişkide tanıştığınızda insanlar siz farklı yönlerinizle de tanıma fırsatı buluyor.

Bu arada televizyondaki görüntünüz oldukça kilolu ama aslında kilosu normal bir insansınız.

Bu noktada bir paragraf açabiliriz. Türkiye'de en fazla yemek yiyen hakem benim. Beni tanıyan herhangi birine "Serkan'ı nasıl bilirsiniz?" diye sorun, hepsinin ilk söyleyeceği şey aşırı yemek yemem olacaktır. Maçlara kesinlikle aç çıkamam, çıkarsam hata yaparım. Hatta devre arasında bile yemek yemişliğim vardır. Karnım tok olsun, gerisini düşünmeyin. (Gülüyor)

Yemek konusunda tercihleriniz var mı?

Favorim kırmızı et. Herkes 1 porsiyon yerken, ben 3-4 porsiyon yerim. Sütlü tatlıları tercih ederim.

Babam hakemliği bırakmamı istedi

Babanız nasıl baktı hakem olmanıza?

Babam ben hakemliğe başladığımdan beri bu konuya hep soğuk baktı. Her seferinde "Hakemlik yapma" diyerek karşı çıktı ama ben annemin desteğiyle yola devam ettim. Babamın karşı çıkma nedeni eğitimimle de ilgili değildi, hakemliğe soğuk bakıyordu. Hatta "Hakemlikte ne kazanıyorsan ben sana 4-5 katını vereyim, yeter ki bırak" diyordu. 2004 yılında FIFA kokartı takacağım belli olduğunda babama gidip, "Beni FIFA hakemi yapıyorlar" dedim. Hiç abartmıyorum, şöyle bir yüzüme baktı ve "İyi, ne yapalım, şu işleri ne yapacağız sen onu söyle" cevabını verdi. Ama üst liglerde görev almaya başladıkça ve çevreden benimle ilgili olumlu değerlendirmeler geldikçe onun da hoşuna gitmeye başladı.

Bundan sonrası için hakemlikten neler bekliyorsunuz?

Başarılı olduğum sürece devam etmek istiyorum. Sonuna kadar gidebilirsem önümde en az bir 15 senem var. Bu süreyi mümkün olduğu ölçüde iyi bir biçimde tamamlamak istiyorum. Yapamayacağımı anladığım an da zorlamayı düşünmüyorum.

Hakemlik yapmak, işinizle ilgili nasıl sonuçlar doğuruyor?

Kendi işimi yaptığım için engel teşkil etmiyor, aksine avantaj sağlıyor. Yurt dışında turnuvalarda görev almak çok hoşuma gidiyor. Oralarda farklı ülkelerden yeni arkadaşlarla tanışıyorsunuz. Ayrıca iş görüşmelerinde de hakem olduğumu bilenler futbol sohbeti açtığında ortam otomatikman yumuşuyor.

Hayatım sporla geçiyor

Başlangıçta farklı sporlar yaptığınızdan söz etmiştiniz. Bu konuyu biraz daha açalım isterseniz.

Babam İstanbul Tenis Kulübü'ne üyeydi. Oynamazdı ama kulübün sosyal yaşamının içinde bulunurdu. Ben de küçük yaştan itibaren onunla birlikte kulübe giderdim. Tenis maçlarını izleyip top toplardım. Sürekli koşan bir çocuktum ve patlayıcı süratim belki de oradan geliyor. Yazlıktaki tenis kortumuzda oynayarak başladım ve giderek geliştirdim. Bir de benim sürekli spor yapmak gibi bir artım var. Yazlıkta olduğum dönemde sabah kalkar koşarım, ardından denize gider yüzerim. Öğlen hafif bir şeyler atıştırıp sahile iner ve plajda en az 2 saat voleybol oynarım. Oradan çıkıp tenis ve ardından basketbol maçı yaparım.

Tenisteki seviyeniz hangi noktada?

Müsabakalara katılmıyorum ama iyi bir tenis oyuncusuyum. Yazlıkta birçok insana da tenis öğretmişliğim vardır.

Kayak yaptığınızdan da söz etmiştiniz.

Üniversitedeyken kış festivalleri olurdu. 1996'dan beri o turlara katılmaya başladım. 13 yıldan beri düzenli olarak kayıyorum. Özellikle İstanbul'a yakınlığı ve pistlerin konumu açısından Kartalkaya'yı tercih ediyorum.

Sporun dışında başka hobileriniz var mı?

Anaokulundan itibaren korodaydım ve folklor oynuyordum. Folklorda Güneydoğu dışında bütün bölgelerin oyunlarını oynadım. Fırsat buldukça eşimle sinemaya giderim. Televizyon izlerim ama başı sonu belli olmayan dizileri seyretmiyorum. Arkadaşlarımla playstation oynamayı seviyorum. Genellikle futbol oyunlarını tercih ederim ve itinayla futbol dersi veririm (Gülüyor).

Hakemlikle ilgili ilginç bir hatıranız var mı?

Başlangıçta soyadımdan dolayı beni Hilmi Ok'un oğlu zannediyorlardı. Türkiye'de baba-oğul birçok hakem olduğu için böyle bir intiba oluşmuştu. Hatta yurt dışında gittiğim maçlardan birinde, yabancı bir gözlemci bile bana "Babana selam söyle" demişti.